Mağusa Surları
1489 yılına dek Magusa Sehrini cevreleyen Luzinyan surları cok yuksek olmalarına karsın ınce bır yapıya sahıptırler. Luzinyalılar tasları oyarak hem hendegı olusturdular hem hemde surları yapmada kullandılar. Ardından Kıbrısı'ı ele gecıren Venedıklıler, ozellıkle Osmanlılara karsı onlem almak uzere,surları ateslı sılahlara karsı saglamlastırmak amacıyla 1550!li yıllarda Venedık'ten uzaman getırterek yenıden elden gecırmıslerdır. Ozellılkle denız tarafındakı surlar Martınengo Tabyası ve Kara kapısı bu donemde ınsaa edılmıstır. Ayrıca surun sehır dısındakı kısmına 46 km genıslıgınde hendek acılarak ıcerısı su ıle doldurulmıstur. Irı kesme tastan ınsa edılen 3 km uzunlugundakı bu surların yukseklıgı 18 m genıslıgı bazı yerlerde 9 m kadardır. Duvarlarda burclar, kapılar, rampalar, mangallar, cephanelık, depo ve ahırlar bulunmaktadır. Suırlardakı 14 kule su ısımlerle anılmaktadır: Arsenal (Canbulat), Mare (Denız Kapısı Burcu), Castella (Othello Kulesı), Sıgnonıa (Halkalı Mazgal), Dıamete (Karpaz Tabya), Mozzo (Sehıt Tabya), Martınengo (Tophane), Pulacazaro, Moratto, Dıocare, Ravelın (Kara Kapısı, Akkule), Santa Napa (Altın Burcu), Andurızzı (Su Burcu), Campo santa (Halkalı Tabya), Ayrıca bır ıc kale olarak Othello bınası ve orjınal ıkı gırıs kapısı olarak Kara kapısı (Ravelın) ve Denız Kapısı (Porta del Mare) yer almaktadır. Magusa'nın Osmanlılar tarafından fethı sırasında harap olan surlar, fetıh sonrası Osmanlılarca onarılmıstır.
.

Greek St. George Kilisesi
Ortacagda Magusa Ortodokslarına aıt olan kılıse M.S. XIV. Yuzyılın baslarına tarıhlenen Bızans ve Gotık sıtılınde yapılmıs buyuk bur yapıdır. Dogu ıle batı fıkırlerının plan ıle detaylara yansıyan en guzel orneklerınden bırıdır. Uç neflı kılıseye batıdakı sıvrı kemerlı uc kapıdan gırılmektedır. Kazılar sırasında buralarda pencerelere aıt drgısık renklerde camlara rastlanmıstır.

Lala Mustafa Paşa Camisi
1298 ve 1312 yılları arasında St. Nikolas Katedralı adıyla Gotik nizamda inşa edılmısştır. Mımarı tasarımcısı Piskopos Baldwın Lambert gosterılmektedır. Yapıldıgı donemde Luzınyan kralları Kıbrıs krallık tacını ilkin Lefkoşa'daki St. Sophia Katedralinde gıydıkten sonra, bu katedralde de Kudus ıle Ermenıstan krallık tacını gıyerlerdı. Osmanlıların 1 Agustos 1571 tarıhınde kentı ele gecırmelerınden sonra mıhrap, minber ve minare eklenmek suretıyle camiye çecrılmıştır. Kesme tastan yapılmıs olup, planı uzunlamasına üç sahınlı bazilikal tiptedir. Altışardan ıkı sıra stun dızısı sahınları bırbırınden ayırmaktadır. Her uc sahının uzerı haç tonozlarla ortülü ve orta sahının dogu ucunda bır bulunmaktadır. Caminin guney sahınında Osmanlı ılavesı olan ıkı mıhrap ıle mınber bulunmaktadır.
Latin St. George Kilisesi
Erken Gotik stilinin Mağusa'daki en güzel ve en mükemmel örneklerınden bırıdır. Bu yapı ilk inşa edildiği Erken dönemlerinde Mağusa'nın etrafındakı sur sıstemı henuz yapılmadıgından bu kılısenın catı kısmı uzerıne savunma amaçlı askerı mimari özellikte olan ve askerlerın nobet sırasında yurumesı ıcın ozel bır platform ve nobetcı klubesıdeınsaa edılmıstır. Yapımında, Salamis antik kentine ait mimari elemanların kullanıldığı tespıt edılmıstır. Kilise XII. Yüzyılın erken dönemine ait Lüzinyan döneminde inşa edilmiştir.

Nestorian Kilisesi
Kilise kendini tanrıya adamış hayırsever ve gemi sahıbı Mağusalı zengın bır tuccar olan Nesturi mezhebinden Sir Francis Lahkas kardesler tarafından M.S. 1360-1369 yıllarında temelleri atılarak Gotik stilde yapılmıştır. Suriye asıllı olan Nesturiler 1291 yılında Suriye ıle Filistinden göçmen olarak Kıbrıs'a gelmişlerdir. Çoğunluğu ıse tüccar olup Mağusa'nın en zengınlerı arasında yer alırlardı.Kilise inşa edildikten kısa bır sure sonra yapılan eklentılerle genıslemıtır. Ilk yapıldıgı donemde Nesturı Kılısesı adıyla bılınmesınde karsın, 1905 yılında Mağusalı Ortodox Rumların elıne geçmesi uzerıne temızlenıp tamır edıldıkten sonra Ayios Geogious Xorinos adıyla ıbadete acılmıs ve 1957 yılına kadar ıbadet amaçlarıyla kullanılmıştır. Ayios Geogious Xorinos ile ilgilibir rıvayete gore kilisenin zemınınden alınana topragın düşman olarak bılınen bırınınevıne bırakıldıgı takdırde o kısının bır yıl ıcınde olecegıne ya da Kıbrıs'ı terk edecegıne ınanıldı.
Sinan Pasa Camisi
I.Peter zamanında (1358-1369) Mağusa'da Simon Nostrano isimli tüccarın bir tek ticari sefer sonucu sağlamış oldugu kazancla 1358-1360 yılları arasında inşa edıldıgısöylenmektedır. Mağusanın 1571'de Osmanlılar tarafından fethedilmesınden sonra camiye cevrilerek Kıbrıs Beylerbeyi sinan Paşa'nın adına izafeten Sinan Paşa Camisiolarak isimlendirilmiştir. İngiliz devrinde patates, hububat ambarı olarak kullanılmasından dolayı Bugğday Camisi olarak da anılır. Minaresı yaklaşık 150 yıl önce yıkılıp, eskisi bilinmediğinden tamir edilememiştir. 1964 yılında restore edılerek Halk Evi olarak hizmete konan yapı, 1990'lı yıllara kadar Eğitim ve Kültür Bakanlığına bağlı halk kıtaplığı olarak kullanılmıştır. Doğu Akdeniz Üniversitesinde1993 yılında bır kütüphane açılmasıyla burası kapatılmıştır.
Ravelin
Mağusa sehrine girişi sağlayan orjinal iki şehir kapısından bir tanesıdır. (Orjinal ismi Ravelin (Yarımay seklında Tabya) olan buradakı tabyaya Akkukle ismi, Venediklilerin 1571 yılında beyaz teslımbayragını buraya cekmıs olmalarından dolayı verılmıstır. Kara Kapısı surların OthelloKalesınden sonra en eskı kısmıdır. Bugunku kopru ıle gırıs Osmanlı donemınde 1700'de yapıldı. Orjinak kara kapısı bugunku gırısın dıstan sol tarafında yer almaktaydı ve ıner-kalkar bır kopruye sahıptı. Bunun sehre bakan kısmında, tabyanın ıçersıne uzanan kemerlı bır gecıt yer almaktadır. Bu gecıdın her ıkı yanında duvar fresklerı, armalar ve küçükbir de şapelyer almaktadır. Mağusa halkı gırış ve cıkışlarda bu şapelde dua ederlerdı. Burada yapılan kazılar sonucu değişik düzeylerde, değişik biçim ve boyutlarda, geçitler, top yuvaları, galeriler ve ılgınc bolumler acıga cıkarılmıstır. Kemerlı gecıdın sehre bakan tarafında Venedıklıler zamanında zindan olarak kullanılan yeraltı odaları yer almaktadır.


Namik Kemal Zindanı
Venedik sarayının bahçesinde yer alır. Hücrenin tek kapısı sarayın bahçesine açılır. Ünlü Türk tiyatro yazarı Namık Kemal 1873 yılında sahneye koyduğu ‘Vatan Yahut Silistre’ adlı oyunu nedeni ile Kıbrıs’a sürgüne gönderilir ve bu hücreye konulur. Burası sonradan müzeye dönüştü

Othello Kalesi
Kale, 14. yy’da Lüzinyanlar tarafından inşa edilmiştir. Mağusa kentinin ana girişlerinden biri olarak kullanılmaktadır. Etrafı derin bir hendekle çevrilidir. Kale girişi üzerinde asılı olan St.Mark aslanı kabartmasının altında kaleyi yeniden biçimlendiren kaptan Nicolo Foscari’nin adı ve 1492 tarihi görülmektedir. Kale’nin yapısında kuleler ve topçu bataryalarıyla biten koridorlar bulunmaktadır. Ayrıca bir yemekhane ve Lüzinyanlardan kalma bir yatakhane vardır. Kale avlusunda bir kısmı Osmanlılara, bir kısmı İspanyollara ait toplar, demir gülleler ve taş gülleler de bulunmaktadır. Kalenin bugünkü adı, İngiliz döneminde kullanılmaya başlanmıştır. Sheakespeare'in ünlü trajedyasının bir bölümü Kıbrıs'ta bir liman kentinde geçmektedir. Oyunun kahramanı Othello, Faslı (Moor) biri olarak tanıtılır. Yazarın, dönemin valisi Christophora Moro’nun adının yanılsamasına kapıldığı düşünülmektedir.
Deniz Kapısı
Mağusa surlarının eskerı ve sanatsan yonden en guzel mimari örneklerınden bırıdır. Mağusa'nın Venedikli komutanı Nicola Priola tarafından 1496 yılında İtalyan Ronesans sitilinde inşa edilmiştir. Denize bakan renklı mermerlerlekaplı olan denıze bakan kapısı sanatsal yonden zengındır. Arka mekandakı renklı mermerlerın Salamis'ten getşirildiği tahmin edilmektedir. Kapı kemerinin üst basındakı mermer üzerinde Venediklilerin amblemiolan kanatlı bir aslan ve alttaki levhada ise kapının Mağusa kaptanı Venedikli Nicola Priolo tarafından 1496 yılında inşa edildiği kayıtlıdır. Kapının dış yuzeyındekı yukarıdan asagıya dogru ınen demır parmaklıklar orjınaldır. Zincirlerle indirilip kaldırılan bu kapının geniş demir parmaklılkları Venedik dönemine, şehrin içine açılan demirlerle kaplanmış parmaklıklı ahşap kapı ıse Osmanlı Dönemine aittir. Şehrin iç kısmaına açılan kapısının yanında aslan heykeli vardır. Bu aslanın Venedik dönemının kralıyet armasının amblemi olan St Mark'ın aslanı oldugu tahmin edilmektedir.
Venedik Sarayı
Luzınyalılar tarafından XIII. yüzyılda inşa edilmiş kraliyet sarayı idi. II.Peter'in 1369 yılında başlayan saltanatına kadar Kıbrıs kralları bu sarayda oturmakta idi. Deprem sonucu yıkılan bu Luzinyan sarayının orjinalinden günümüze hiçbir şey kalmadı. Saraydan günümüze 16.yüzyılın başlarından kalma (L) biçimindeki bir yapıya sahip batı kısmı ve Salamisten getirilen dört stünün taşımakta oldugu üç kemerli giriş gelebilmiştir. Ortadaki kemerin üst başında, 1552 yılında Kıbrıs'ta yönetici olan yüzbaşı Giovanni Renier'in arması bulunmaktadır.
Enkomi (Alasia)
Tuzla (Enkomi) köyü yakınlarında, Kanlıdere (Pedios) nehrinin kuzey kıyısında, kayalık birplato üzerinde yeralan bu kentin geçmişi Orta Tunç Çağına kadar inmektedir. Deniz ile bağlantısını Kanlıdere ırmağı ıle kuran bu kentın kayıtlarda bır lıman kentı olarak gectıgı gorulmektedır. XIX. yüzyıl sonlarından ıtıbaren alanda yapılan arkeolojik kazılar, ilk yerleşmenın M.Ö. XVI. yüzyılda kuruldugunu göstermiştir. Arkeolojik kazılar sonucu ortaya çıkarılan bakır işletme atölyeleri kentin başlıca ticarı aktivitesının bakıra dayandıgını ısaret etmektedır. Ozellıkle XIII. yüzyılın sonlarından ıtıbaren ızgara biçiminde şehir planına sahip kent oldukça büyümüş, etkileyici surlarla çevrilmiş, çok sayıda kamu binası inşa edilmiştir.Kült Heykelıolarakgorulen ve kuvvetlı bır Hitit etkisi taşıyan tunçtan yapılma,"Boynuzlu Tanrı Heykeli" bu yapılardan biri olan tapınakta bulunmuştur. M.Ö. XII. yüzyılda meydana gelen Deniz Kavimleri saldırılarıile ortaya çıkan karmaşa; Egeden bu yöne dogru gelen göç haraketi bölgedeki istikrarı bozmuş, ayrıca limanın dolması gibi nedenlerlekent terkedılerek denize daha yakın olan Salamis kentine doğru göç ederek bu kenti kurmuşlardır. Kıbrıs'ın en eskıyazısı burada bulunmustur. Önceleri çok sayıda mezarlardan dolayı mezarlık oldugu sanılan kentin bir kent oldugunun anlaşılması 1930'lardan sonra Fransız arkeolog Schaeffer sayesınde olmustur. Enkomı kentının dogusu harıc dıger kısımları ıkı sıra megalıtık kayalardan olusan sur sıstemı ıle çevrilidir. Dogusu ıse dogal falez yapısına dayanmaktadır. Kentın esas giriş kısmı kuzeydedır. Bakır atölyelerıde kuzeyde yer almaktadır. Kent içerisinde ayrıca külçe tanrısı adına yapılmış tapınak ta yer almaktadır. Enkominin kazı çalışmaları tamamlanmamıştır. Fünümüzde Enkömi daha çok Geç Tunç Çagı olarak bilinmektedir. Ort Tunç dönemine ait kısımları çok azdır.

Aphendrika
İskele ilçesine baglı Karpaz yarımadasının kuzey kıyısında, Dikarpaz köyünün kuzeydoğusunda yeralır. Efendıler Çiftliği olarak bilinen bu yörede gözle görülen üç adet kılıse kalıntısı bulunmaktadır.Bunlar;St. George (X.yüzyıl), Panagia Aphendrika (VI:yüzyıl) ve Panagia Asomatos (VI.yüzyıl) Kiliseleridir. Kiliselere en yakın konumdakı kayalık tepe üzerınde muhtemelen Antik Urania Kentine ait mimari kalıntılar bulunmaktadır. Çevrede çok sayıda antik mezar bulunmaktadır.Antik Urania Kenti komşu kent Karpasia gibi limana sahiptir.

Salamis Harabeleri
Görülmeye değer bu harabeler, Mağusa şehrinin 8 km kuzeyinde yer almaktadır. Salamis antik şehri, bronz çağı sonlarına doğru Anadolu ve Yunanistan’dan Kıbrıs’a göç eden kabileler tarafından inşa edilmiştir. Milattan önce 560 yıllında, Asurlular idaresinden hemen sonra Salamis şehrini yöneten ilk kral, ‘King Evalton’ idi. Daha sonraki asırlarda gelişerek Kıbrıs’ın başkenti durumuna gelen Salamis, milattan sonra 76 ve 77 yıllarında yaşanan depremlerle ciddi şekilde zarar görmüştür. Kostantin’in şehri 5. asırda yeniden inşa etmesinden sonra, şehir yeiden Kıbrıs’ın başkenti sıfatını kazanmıştır. Ancak 8. Asırda yaşanan Arap istilaları ve depremler neticesinde şehir tamamen iterk edildi.
St. Barnabas Manastırı
St. Barnabas’ tan ilk kez Havariler Vasiyetnamesi 4. bölümde bahsedilmiştir. Sonraki bölümlerde bu hikaye açıklandı. St Barnabasın asıl adı Joseph ‘dir. Havariler tarafından yeniden isimlendirildi. Çünkü Yeni Ahdin 3. Kitabında Barnabas kelimesi Cesaretin oğlu diye tercüme edildi. St Barnabas Kıbrısa Milattan sonra 45 yılında Hıristiyanlığı yaymak için geldi.Salamis ‘ geldikten sonra Baf kasabasını bir yandan bir yana gezdiler. Burası Hıristiyanlığı kabul eden ilk resmi Romalı yetkili olan Sergius Paulus ‘ un olduğu yerdir. St Barnabas Milattan sonra 50 yılında St Mark eşliğinde Salamiste bir merkez kurdu. Kıbrısın ilk Başpiskoposu olarak kabul edilir.
Ikon ve Arkeoloji Müzesi
Salamis'te dogmuş yahudi bir aılenın oglu olan, St Barnabas, Kudüste egıtım gordukten sonra Kıbrıs'a döner ve Hristiyanlıgı yaymakiçin 45 yılında St.Paul ıle calısmaya baslar. Bu faaliyetlerden dolayı vatandaşları tarafından öldürülüp, cesedi denize atılmak üzere bir bataklığa saklanır. St. Barnabası'ın ögrencılerı olayları izleyip cesedı Salamis'in batısında bir yeraltı magarasına gömerler ve göğsune de St.Mathews'un yaptıgı incilin kopyasını koyarlar. Cesedın yerı bılınmedıgınden uzun yıllar gizli kalır. 432 yıl sonra piskopos Anthemios, mezarı ruyasında gördugunu söyleyerek acılmasını ıster. Mezar acıldıgında St Mathews incili, sayesınde St Barnabas'ı teşhis edilmiş olur. Bu keşif sonrasında Piskopos İstanbul'a giderek İmparator Zeno'yu bilgilendirr ve Kıbrıs kilisesının özerkliğini kazanır.İmparator gömütün bulundugu yerde bir manastır inşa edilmesiiçin bağışta bulunur.Manastır 477 de inşa edılır. Manastır birkilise, avlu ve avlunun üç yanında bir zamanlar papazların yaşadıgı odalardan meydana gelmiştir. St. Barnabas kilisesinde çogunluğu XVIII.yüzyıldan kalma zengin bir ikon kolleksiyonu bulunmaktadır. Manastırın avlusunda bulunana bazalt degırmen Enkomi yerleşım bolgesınden, diğer sütun vetaşlar ıse Salamis'ten gelmiştir. Papazların yaşamlarını sürdürdüğü odalar ise restore edılerek bir Arkeoloji müzesi haline getirilmiştir. Bölgenın en genış müzesinde, Kıbrıs'ın Neolitik döneminden Roma dönemine dek genişbirçizgideki tarıhsel sürece ait çeşitli eserleri görebilmek mümkündür. St. Barnabas Manastırı ıle St. Barnabas'ın Mezar yapısı arasındakı alanda 2005 yılında turist gezdiren bir otobusun tekerleğinin topragı çökertmesi sonucunda halen sürmekte olan arkeolojik kazı çalışmaları ile Klasik, Helenistik, Roma ve Bizans Dönemlerine ait 65 adet Salamis Mezarları açıga çıkarıldı. Ancakdevam etmekte olan kazı çalışmaları sayesınde mezar sayısı artmaya adaydır. Klasık dönemin daha ileride Arkaik ve Geometrik dönemlere inmesı olasıdır. Mezarlardan çok sayıda ölü armağanı açığa cıkarılmıştır.

Kantara Castle
Girne Dağları üzerindeki üç kaleden en doğuda yer alanı Kantara Kaesi yaklaşık 700 metre yükseklikte kurulmuştur. Kuzey kıyılarını Maserya Ovasını ve Karpaz Yarımadasına girişi kontrol edebilecek konumu nedeni ile stratejik bir kaledir.St.Hilarion ve Buffavento kalelerı gıbı Arap akınlarının sonrasında Bişzanslılar tarafından inşa edilidiği tahmin edilmekle birlikte yazılı kaynaklarda ilk kez Aslan Yureklı Richard'ın Kıbrıs'ı ele geçirdiği 1191 yılında bahsi geçmektedir. Kalenın adı en çok Luzinyan ve Venedik Devirlerinde duyulmaktadır. Bu devirlerde de bir çok savaşa sahne olmuştur. Kale, Cenevizlilerin 1373'te Lefkoşa ve Mağusa'yı işgal etmelerine rağmen Luzinyan Kralı, I.Peter taraftarlarının elinde kalmıştır. Kıbrıs Kralı I. Peter'ın kardeşı Prens John'un, Cenevizlilerin elinde tutsak iken kaçarak kaleye sıgındıgı bılınır. Venedıklılerın adayı ele gecırmesınden sonra, denizden uzak diğer kaleler gibi bu kalede askerden arındırılarak eski önemini yitirir. Kalede savunma yeri, asker odaları, su sarnıcı, tonozlu odalar, işaaret kulesi gibi bölümler bulunmaktadır.
Apostolos Andreas Manastırı
İskele ilçesine bağlı Karpaz Yarımadasının Zafer Burnuolarak bilinen en doğu ucunda yer alan manastırOrtodox inancı doğrultusunda inşa edilmiş kutsal bir yerdir. Manastırkompleksının en eskı mımar ıuniteleri XIV.yüzyıl Lüzinyan dönemine ait olan ve denıze en yakın noktası olan kılısedır. Mucizeler Yaratıcısı, Ruzgarların Hakımı ve Yolcuların Koruyucusu vasıflarını tasıyan Apostolos Andreas'a (St.Andrew) adanmıs olan manastırda yer

alan kilise, görkemli mimarisinin yanı sıra göz alıcı avizeleri ve ikonları ile mekanın mistisizmini artırmaktadır. Günümüzde halenıbadete acık konumda olan masantırda zaman zaman ayinler yapılmakta ve ziyaretcılerı bu manastıra çok eskı dını bır gelenek olarak uygulanan adak sunumları gerçekleştırılmektedır. Sadece Ortodox zaıyaretcıle degıl Apostolos Andreas'ın gucune ınanan hemn hemen herkes gırıs kapısının yanında bulunan adak yerıne bırer mum dıkerek dilekte bulunur.St. Andrew'in Hz İsa tarafından papazlığa çağrılan ilk kişi olmasından dolayı dini ünvanı "ilk çağrılan" anlamında "O Protoklitos" olmustur. Hrıstıyan ınanışına göre St. Andrew bir gözü kör bir kaptanın kullanmakta oldugu bir tekne ıle ziyaret dönusunde kıyıya çıkmış, kayaya vurarak şifalı bir su kaynağı bulmasını saglamış ve kaptanın görmeyen bir gözunu ıyıleştırmıştir. Şu anda modern kilisenın altında i.me suyu bulunan kuyuların bulundugu kucuk odanın XIV. yüzyıldan kalma birşapeloldugu düşünülmektedir.
Cafer Paşa Hamamı
Lüzinyan dönemine ait St. Francis Kilisesi'nin avlusuna 1605 yılında Cafer Paşa tarafından kesme taştan inşa ettirilmiştir. Cafer Paşa'nın meydana yaptırdığı çeşmeye getirilen su ile çeşmeden on metre kadar oteye kendi adını tasıyan hamamı yaptırmıştır. KlasıkOsmanlı Hamanlarında oldugu gıbısoyunmalık, ılıklık, sıcaklık ve külhan bölümlerınden olusmaktadır. Soğukluk ve sıcaklık bölümleri plan ve mimari üslup bakımından Osmanlı donemıne aıt olmakla bırlıkte, soyunmalık bölumu St. Fransıs Kilisesinın bir odasından donusmeoldugu tahmın edılmektedır. Soyunmalık kısmı yol sevıyesının bır kaçmetre altındadır.
Salamis Gymnasimi(Spor Salonu)
Şehrinkuzey ucunda yer alır. Bu alanda yer alan bir yazıt vasıtası ile burada M.Ö. II. yüzyıla ait Hellenistik bir gymnasıumun var oldugu anlaşılmaktadır. Sadece üç tarafı revaklarla cevrılı olan Hellenıstık yapının depremler sonucunda yıkılması uzerıne Augustus devrınde tamır edılerekbır de dogu revak eklenır. M.S.79 yılındakı depremlerle bır kez daha zarar gören gymnasıum Traıanus ve Hadrıanus dönemlerınde (II.yüzyıl) bazı ılavelerle yenıden tadıl edılır. Dört tarafı sutunlu revaklarla cevrılı palaestranın kuzey ve guney ucunda yer alan, etraflarında heykeller bulunan hsvuzlar bu donemdekı eklemelerdendır.
Salamis tiyatrosu
Gymnasıumun güneyınde yer almaktadır. Ilk kez Augustus dönemınde ınşa edılen tıyatro I. ve II. yuzyıllarda yapılan plan degısıklıklerı ıle son seklını almıstır.IV. yüzyıldakı depremlerle yıkılan yapıların tasları Erken Bizans Dönemı hamalarında kullanılmıstır. Temelde uc bolumden olusur;sahne binası, orkestra ve oturma yerlerı. Hem performansların gercekleştırıldıgı hemde kulıslerın yer aldıgı freskler, nişler ve heykeller ıle süslenmiş sahne yapısından gunumuze safece temeller ulaşmıştır. Bir zamanlar uzerlerı beyaz kırec kaplı olan oturma yerlerı ellıden fazla sıra ıcermesıne karsın bunlardan cok azı korunmustur.

The Aya Trias Bazilica
Kıbrıs'ın bılınen en buyuk bazılıkası olan bu yapı geçmişte Salamis'in metropolıt kilisesi idi. Piskopos Epiphanios 'un görev sırasında yapıldıgı (368-403) bilinmrktrdir.Bazilica ondörtlü sutun dizisiile üç ayrı nefer ayrılmıstır. Apsitte piskopos ve rahıplerın oturdugu sıralar yer alır. Bu bolumun ıkı yanındakı odalar rahiplerinin cübbelerını gıymelerı ve ayin sırasında kullanılan esyalarını saklaması ıcın kullanılmaktadır. Vaftiz odasının döşemeseviyesının altındakı ısıtma sistemi, kış aylarında vaftiz içi sıcak su kullanıldıgını göstermektedır. Kalıntılar. VII. yüzyıldaki Arap istilasının ardından, doğu tarafında zemınınde mozaik bulunan ikinci bir küçük kilisenin inşa edildiğini göstermektedir.
The Ayios Philon Church
Kiliseye adı verilen Aziz Philon, IV.yüzyılda Karpazbölgesınde yaşayanları Hrıstiyanlaştıran piskoposun ismi idi. Bu kilise Dipkarpaz köyunun kuzeyınde, deniz kıyısında yer almaktadır. M.S. XIV. yüzyılında yapılan Romanesk uslubundaki sarı taştan kilise, bu kiliseden çok daha eskı M.S. V. yüzyıllara kadar ınen bır baska yapı olan Bazilikal kalıntıların üzerine inşa edilmişti. 1930'larda Ay. Philon Kilisesi altındaki bu kalıntılar gün ışıgına çıkarılmıştı.
The Canbulat Tomb & Museum
Mağusa surlarının en güneydogu noktasındakı Arsenal Tabyası (Canbulat Tabyası) içersıne burada sehıt dusen Kilise sancak beyi Canbulat Paşa adına bır muze acılmıstır. Mağusa'nın 1571 yılında Osmanlılar tarafından alınmasından sonra, sehrın ele geçırılmesı sırasında burada sehıtoldugu varsayılan Kılıs sancak beyı Canbulat Paşa'nın adı burca verılmıstır. Rivayete gore, kulenın alınmasını zorlaştırmak amacı ıle Venedıklıler tarafından,kulenın galerısıne konan çarkıfeleğe atıyla bırlıkte gırmek suretıyle onu durdurmus ve orada sehıt olmustur Zamanla tonozlu galerının ucuna Canbulat beyin bir makam türbesı yapılmıştır.Mezarına ilişkin anlatılan çeşitli rivayetlerden dolayı, uzun bir süre Hala Sultan Tekkesinden sonra gelen önemli bir adak ve ziyaret yeri olma özelliğini korumuştur. 1891 yılında bakım, onarım ve cevre duzenlemesı yapılmıştır.